Televizyon seyirleri..
Aşk-ı Beka
Televizyon seyirleri..
Ahir zamanın şu son demlerinde, her şeyin bir "alternatif"i var. Çeşit çok; mutluluk ve memnuniyet az.
Bir şeyden henüz tat almamışken, diğerine geçmek; bir mutlulukla, yiyecek bir şeylerle ve hatta insanlarla sohbetle bile yetinmeyerek hep "diğerini" istemek duygusu sarmış herkesi.
TV'de de, insanlar henüz ne izlediklerini anlamadan bir diğerine geçiyorlar, bu sırada oradan oraya film kareleri akıyor. Birbiriyle bağlantısız konular, alakasız resim ve görüntüler, gürültülü sesler tam bir kaos oluşturuyor zihinlerde.. Ancak çoğu kimse fark etmiyor bunu. Hatta bu karışıklık içinde akrep ve yelkovan da karışıyor birbirine..Nihayetinde nasıl geçtiği anlaşılmayan uzun zaman dilimleri günün büyük bir kısmını kaplıyor..
Düşünüyorum da, acaba rüyalardaki karışıklıkların bir sebebi de TV olabilir mi?...Kime sorsanız size sabaha kadar gördüğü acaip rüyalarını anlatacaktır. Oradan oraya gitmeler, birden kendini birinin evinde görmeler, ya da birbiriyle bağlantısız olaylar dizisi. Bilinçaltının ardı ardına sıraladığı bir yığın görüntü..TV'ye benzetiyorum ben bu rüyaları da.
Televizyonda yerli-yersiz her şeyi izlemek zihne de darbeler vuruyor olmalı.
Hani alimler gereksiz bir bilgi beyinlerine nakşolmasın diye başlarını yerden kaldırmadan yürürlermiş . Bizler ise sadece yarım saat TV izlemekle yıllarca unutmayacağımız gereksiz bilgileri yüklüyoruz beynimize..Çok küçükken bile seyrettiğim reklamların hatırımda kalması bunun bir delili.
İsra Suresinin 36. ayetinde “Senin için, hakkında bir bilgi hasıl olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalp bunların her birinden mes’uldür”. Buyuruluyor. İbrahim Canan’ın bu hususta yorumu şöyle; ” Kişi dünyevi meselelerine veya mesleki ihtisasına girmeyen şeylerle meşgul olurken, ilmini yaparken faydalılık, gereklilik süzgecinden geçirmekle mükelleftir. Dünyevi ve uhrevi sorumluluklarına giren mevzularda eksiklikleri varken ihtisasına giren sahalarda öğrenmesi gereken bilgiler varken, lüks bilgiler, afaki malumat ve meşguliyetler bu lüzumsuz sınıfa girebilir.” (Kütüb-i Sitte Muhtasarı 7.cilt syf:108) Demek ki, bilgiyi zihnimize kabul etmeden önce fayda-zarar mülahazasından geçirmemiz gerekiyor. Bu durumda bilgi adına yapılan televizyon seyirleri de güzelce bir süzgeçten geçirilmeli. Faydasız olanından sakınılmalı…
Bunlardan başka ailenin paylaşımı adına da farklı bir köşe "televizyon köşesi”. Mesela, evde elektrikler kesiliyor, aile fertleri özellikle de çocuklar "sıkılıyor"..TV ve bilgisayar olmadan hayat düşünülemiyor..Oysa eskiden bunların hiçbiri yoktu..Hem de bu çok uzun bir geçmiş de sayılmaz.
Bir zamanlar “Tutmayan Kehanetler” başlıklı bir yazı elden ele dolaşıyordu. Bunlardan birinde tanınmış bir insan TV hakkında şöyle bir yorum yapıyordu: "Ben insanların saatlerce bir kutunun karşısında oturacağına inanmıyorum"..
Ama maalesef şimdi o kutu, eskiden evin reisine ait olan "başköşe"ye oturmuş durumda..
Yoksa televizyon bir şeyleri unutmak için bir vasıta olarak mı kullanılıyor?..Yaşadıklarından, hoşnut olmadıklarından birkaç saatliğine olsun uzaklaşmak, her şeyi unutmak için mi insanlar TV başında alıyorlar soluğu..Bunun derininde psikolojik problemler yatıyor olabilir mi?...Tıpkı doğrulardan kaçan, ölümü, acıları unutmak için kendini eğlence yerlerine atan, farklı meşgalelerle bu dünyadan sıyrılmaya çalışan insanlar gibi…
Çok abarttım belki, ama milyonlarca insanın günde ortalama 4 saatten milyarlarca saatine mal olan bu eylemin kendisi bir abartı değil mi?...
Umarım her şey gibi televizyon ve teknoloji çağının diğer oyalanma araçları hayatımız adına olması gereken yerde durur. İnşallah, bizler televizyonu doğru kullananlardan, dozunu iyi ayarlayanlardan oluruz ve hesabını vermekten çekineceğimiz saatlerle doldurmayız defterlerimizi..
Televizyon seyirleri..
Ahir zamanın şu son demlerinde, her şeyin bir "alternatif"i var. Çeşit çok; mutluluk ve memnuniyet az.
Bir şeyden henüz tat almamışken, diğerine geçmek; bir mutlulukla, yiyecek bir şeylerle ve hatta insanlarla sohbetle bile yetinmeyerek hep "diğerini" istemek duygusu sarmış herkesi.
TV'de de, insanlar henüz ne izlediklerini anlamadan bir diğerine geçiyorlar, bu sırada oradan oraya film kareleri akıyor. Birbiriyle bağlantısız konular, alakasız resim ve görüntüler, gürültülü sesler tam bir kaos oluşturuyor zihinlerde.. Ancak çoğu kimse fark etmiyor bunu. Hatta bu karışıklık içinde akrep ve yelkovan da karışıyor birbirine..Nihayetinde nasıl geçtiği anlaşılmayan uzun zaman dilimleri günün büyük bir kısmını kaplıyor..
Düşünüyorum da, acaba rüyalardaki karışıklıkların bir sebebi de TV olabilir mi?...Kime sorsanız size sabaha kadar gördüğü acaip rüyalarını anlatacaktır. Oradan oraya gitmeler, birden kendini birinin evinde görmeler, ya da birbiriyle bağlantısız olaylar dizisi. Bilinçaltının ardı ardına sıraladığı bir yığın görüntü..TV'ye benzetiyorum ben bu rüyaları da.
Televizyonda yerli-yersiz her şeyi izlemek zihne de darbeler vuruyor olmalı.
Hani alimler gereksiz bir bilgi beyinlerine nakşolmasın diye başlarını yerden kaldırmadan yürürlermiş . Bizler ise sadece yarım saat TV izlemekle yıllarca unutmayacağımız gereksiz bilgileri yüklüyoruz beynimize..Çok küçükken bile seyrettiğim reklamların hatırımda kalması bunun bir delili.
İsra Suresinin 36. ayetinde “Senin için, hakkında bir bilgi hasıl olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalp bunların her birinden mes’uldür”. Buyuruluyor. İbrahim Canan’ın bu hususta yorumu şöyle; ” Kişi dünyevi meselelerine veya mesleki ihtisasına girmeyen şeylerle meşgul olurken, ilmini yaparken faydalılık, gereklilik süzgecinden geçirmekle mükelleftir. Dünyevi ve uhrevi sorumluluklarına giren mevzularda eksiklikleri varken ihtisasına giren sahalarda öğrenmesi gereken bilgiler varken, lüks bilgiler, afaki malumat ve meşguliyetler bu lüzumsuz sınıfa girebilir.” (Kütüb-i Sitte Muhtasarı 7.cilt syf:108) Demek ki, bilgiyi zihnimize kabul etmeden önce fayda-zarar mülahazasından geçirmemiz gerekiyor. Bu durumda bilgi adına yapılan televizyon seyirleri de güzelce bir süzgeçten geçirilmeli. Faydasız olanından sakınılmalı…
Bunlardan başka ailenin paylaşımı adına da farklı bir köşe "televizyon köşesi”. Mesela, evde elektrikler kesiliyor, aile fertleri özellikle de çocuklar "sıkılıyor"..TV ve bilgisayar olmadan hayat düşünülemiyor..Oysa eskiden bunların hiçbiri yoktu..Hem de bu çok uzun bir geçmiş de sayılmaz.
Bir zamanlar “Tutmayan Kehanetler” başlıklı bir yazı elden ele dolaşıyordu. Bunlardan birinde tanınmış bir insan TV hakkında şöyle bir yorum yapıyordu: "Ben insanların saatlerce bir kutunun karşısında oturacağına inanmıyorum"..
Ama maalesef şimdi o kutu, eskiden evin reisine ait olan "başköşe"ye oturmuş durumda..
Yoksa televizyon bir şeyleri unutmak için bir vasıta olarak mı kullanılıyor?..Yaşadıklarından, hoşnut olmadıklarından birkaç saatliğine olsun uzaklaşmak, her şeyi unutmak için mi insanlar TV başında alıyorlar soluğu..Bunun derininde psikolojik problemler yatıyor olabilir mi?...Tıpkı doğrulardan kaçan, ölümü, acıları unutmak için kendini eğlence yerlerine atan, farklı meşgalelerle bu dünyadan sıyrılmaya çalışan insanlar gibi…
Çok abarttım belki, ama milyonlarca insanın günde ortalama 4 saatten milyarlarca saatine mal olan bu eylemin kendisi bir abartı değil mi?...
Umarım her şey gibi televizyon ve teknoloji çağının diğer oyalanma araçları hayatımız adına olması gereken yerde durur. İnşallah, bizler televizyonu doğru kullananlardan, dozunu iyi ayarlayanlardan oluruz ve hesabını vermekten çekineceğimiz saatlerle doldurmayız defterlerimizi..

0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home